
Günlerden sonra merhabaa :) Kayboldum ortalıktan, güya hergün bir post yayınlayacağım diyordum :) Önce blogger'ın gıcıklığı tutmuştu, sonra da ben kayboldum. 2 gün İstanbul'a kaçtım, (kaçtım da ne oldu, acaip yağmurlu kapalı bir hava :(( ) Bu hafta da 2 pastayla ugraştım. Düşünüyorum başka ne yaptım? Yaklaşık 10 gündür post giremeyişimi açıklayacak bir durum yok, demek ki tembelliğim tutmuş, bilgisayarı bile açmadım.
Neyse neyse döndüm, süslü püslü kokoş pastayla :) Efendim bu pasta, benim canım dostumun cumartesi günü olan doğumgünü için yapıldı. Kendisi pek kokoştur, fakat yanlış anlaşılmasın kendisi değil de ruhu kokoştur! Canım arkadaşım bir takı dükkanı olmasına rağmen takı takmaz! Her pazartesi (benim gibi) artık hergün makyaj yapmaya ve kuaföre gitmeye karar verir! Bunları yapmaz, ama ruhu pek kokoştur arkadaşımın (benim gibi!). İkimiz de nerede tüylü, parlak vb şeyler görsek bayılırız.

Ben de böyle bir kıza, böyle bir pasta yapılır diye düşündüm. Aslında düşünmedim. Bu aralar takıntı halinde oldugum Lindi Smith'in Celebrate with a Cake kitabında bu pastayı görünce, tamamdır dedim, işte bu pasta yapılacak!
Dedim amaaa o kadar da basit olmadı. Neden? Çünkü benim elime fırça ve boya verildiği zaman, biraz sıkıntılı durumlar yaşanabiliyor. Şöyle ki; pastaya başlarken herşeyi bir güzel planladım; pandispanya pişti, katlandı, kremalandı, şeker hamurlandı. Sıra geldi boyamaya! Hah haa! Murphy'nin kanunları her zaman, her yerde işler arkadaşlar. Cuma gecesi saat 01.30 suları, hiç uykum yok, cin gibiyim, köpüklü güzel kahvemi yaptım, gündüz zaten pastanın deseni için gereken şablonu çıkartmıştım. Pastayı önüme, renk renk boyalarımı, çeşit çeşit fırçalarımı da yanıma aldım. Halimi gören de Monet bir tablosuna başlıyor sanacak, öyle bir havadayım siz düşünün. Elime iğneyi aldım, desenin şeker hamuruna çıkması için şablonun üzerinden geçeceğim, iyi de olmuyor!! Şablonun desenleri çok güzel şekiller, ama benimkiler başka şeyler oluyor. Neyse dedim, mutlu heyecanlı havamı bozmadan; boyarken kaybolur zaten bu farklar önemli değil. Şablon bitti. Başladım boyamayaa... Yok ya benim elime fırça falan almamam lazım. Gecenin o saatinde bütün modum yerle bir oldu :(( Kendime; aklıma gelen gelmeyen, birçogunu da özsaygımı yitirmemek için tekrarlamak istemediğim her türlü hakareti etmeye başladım.
Bunları yaşarken ani bir flashbackle ortaokul yıllarıma gittim. Ortaokul 2 ya da 3. sınıftayım. Başarılı bir ögrenciyim. Özellikle matematiğim ve ingilizcem olmak üzere derslerim çok iyi. Yukarıda anlattıklarımdan çıkaracağınız üzere resim dersi bu derslerden birisi değil. Hiç unutmuyorum aylardan mayıs ayı, bir ögleden sonra resim dersindeyiz. Dersin sonunda ögretmen beni yanına çağırdı ve bana çok başarısız oldugumu, böyle giderse beni sınıfta bırakmak durumunda oldugunu (karneye kalmış 1 ay, Picasso'dan özel ders alsam ne olacak sanki!!!), ertesi gün annemi okula beklediğini, kendisiyle konuşmak istediğini söyledi. Ağlamadım falan ama acaip ağrıma gitti. Bu arada da 2 gün sonra okulu temsilen Tübitak sınavına gireceğim!! Akşam eve gittim, anneme durumu utanarak anlattım (neden utandıysam çocukluk işte). Ertesi gün annem okula gelip ögretmenimle görüştü. Ben bu arada çatlayacağım meraktan, hayır sınıfta bırakmanın konuşması mı olurmuş, annemle konuşunca bana bi yetenek falan gelecek olsa kadıncağız o güne kadar benim için birçok konuşma yapardı herhalde. Neyse uzatmayayım, pek kıymetli ögretmenim anneme, haziran başında yapılacak bir resim yarışmasına katılmam kaydıyla beni geçireceğini söylemiş!! Şimdi bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dediğinizi duyar gibi oluyorum, sınıfta bırakılacak kadar yeteneksizsem, resim yarışması da ne ya??? Tabii durum şu şekilde anlaşıldı; konunun şöyle bir ayrıntısı var efendim, benim annem ressam, yirmi küsür sergisi olan, yaklaşık 40 yıldır hayatı resimle geçen bir kadın, ögretmenimiz annemin bana destek olmasını (benim yerime çizmesinin kibarcası!!) ve yarışmaya girmemi istemiş. Yani bir nevi sınıfta bırakma tehdidiyle, herhalde hiçbir ögrencisinin katılmadıgı bir yarışmaya beni zoraki gönüllü yaptı. Resmi yaptım (annem yaptı), boyadım (annem boyadı), ismimi yazdım (bakın bunu ben yaptım işte),yarışmaya katıldım ve sınıfı geçtim. Ya tamam resim yeteneğim olmayabilir ama sınıfta bırakmak da nedir?? Yine ortaokulda yaşadıgım bunun türevi bir hikayem daha var, onu da başka zaman anlatayım. Off ne acıklı bir çocuklugum varmış, Ömer Seyfettin'e kahraman olurmuşum mübarek :))
Neyse çooook uzattım, hemen toparlıyorum, uzun lafın kısası ben çizemiyorum, boyayamıyorum falan; ne yapayım genetik değil zaten bu işler bildiğiniz gibi... Pasta da tabii kastı beni, ama tüm renkler bir araya gelip, tüyleri de takılınca birşeylere benzedi. Arkadaşım da çok beğendi :))
Aslında fotografta görüldüğünden çok daha canlı ve parlak renkliydi pasta ama maalesef fotograf çok iyi değil.
Şimdilik bu kadar. Yarın da bu hafta yaptıgım diğer pastayı yayınlayacağım. Sonraki gün de, bayram sonrası için söz verdiğim evde vanilya özütü yapımını... Ve bu hafta için planım; verdiğim tüm sözleri tutmak! :)) Kalın sağlıcakla...
3 yorum:
bende merak etmeye başlamıştım öncelikle pasta süper olmuş acaba boyadıktan sonra yeniliyor u yani yenilen boyalarla yaptın herhalde elime fırçaları boyaları aldım deyince biraz şaşırdım
bir de o öğretmenin yaptığı davranışa çok kızdım sadece kendi öğrencisi derece aldı sıfatına sahip olmak için böyle bir şey yapmış ya yazık
Gece çok teşekkür ederim canım, pasta konusunda ise elbette yenilebiliyor, benim hatam açıklamamamışım, boyaların hepsi gıda boyası, parıltıların da hepsi yenilebilir parıltı, inciler şeker draje, dolayısıyla tepedeki tüyler hariç herşeyi yenilebiliyor...
Allah Allaahhhh tam benlik bu pasta, keske ben de boyle sanat eserleri yaratabilsem..
Yorum Gönder